Gürkan ZENGİN
zengingurkan@gmail.com
12 Eylül’e ‘Evet’ demek
22 Temmuz 2010 Perşembe Saat 15:38
12 Eylül’e ‘Evet’ demek
12 Eylül 1980’de 12 yaşındaydık. Gördüğümüz ilk ‘darbe’ydi. Hem de öyle postmodern falan değil, tanklı toplu gayet klasik, anlayacağınız ‘tam teşekküllü’ bir darbeydi.
12 yaşındaki bir çocuğun kafasında o gün olan şuydu: Siyasetçiler, memleketi yönetememiş, ‘anarşi ve terör’ü önleyememiş, sonunda müdahale edip ‘memleketi kurtarmak’ yine askerlere kalmıştı. Nitekim bir anda ‘huzur ve sükûn’ ortamı sağlanmış, ‘halk rahat bir nefes almıştı.’
Mesele bu kadar basitti.
Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgali ve aynı dönemde İran’daki Humeyni hareketinin Şah’ı devirmesiyle ‘Türkiye’deki darbe’ arasındaki ‘irtibat’ı görebilecek yaşta değildik.
Bölgede Amerika’nın tutunmasını sağlayan en önemli ‘ileri karakol’ Türkiye idi ve bu gelişmeler karşısında mutlaka ‘sağlam kazığa’ bağlanmalıydı. ABD Başkanı Carter, Türkiye’deki gelişmeleri takip ediyordu zaten, darbenin gerçekleştiği gece ‘Damdaki Kemancı’ müzikalini izliyordu. Haberi kulağına ‘Türkiye tamamdır, kimlerin müdahale etmesi gerekiyorsa onlar müdahale etti’ diyerek ilettiler. Nitekim, CIA’nın Ankara’daki istasyon şefi Paul Henze, haberi Washington’a ‘our boys have done it’ diyerek, yani ‘bizim çocuklar (darbeyi) yaptı’ diyerek vermişti.
Darbe, Türkiye’nin bağlandığı ‘sağlam kazık’ oldu.
Darbenin başındaki Kenan Paşa, zaten her şeyi beş yaşındaki çocukların da anlayabileceği bir Türkçe’yle anlatıp duruyordu. Sonraki yıllarda hep merak ettiğim şeylerden biri şuydu: Acaba ‘Kenan Paşa’ ve Milli Güvenlik Konseyi’ndeki (MGK) ‘silah arkadaşları’ kendilerine bu darbeyi yaptıran ‘dış dinamik’in idrâkinde miydiler, ‘kimlerin çocuğu’ durumunda olduklarını biliyorlar mıydı? Rusların Afganistan üzerinden petrol sahalarına sarkması, hemen sonra İran’daki sadık müttefiki Şah’ın da devrilmesiyle Washington’dakilerin nasıl korkulu rüyalar görmeye başladıklarını biliyorlar mıydı acaba?
(Aslında bir tahminim var ama, 12 Eylül darbesinin kurduğu idam sehpalarında can verenleri, ister sağcı ister solcu olsun yüzbinlerce gencin hayatlarının baharını cezaevlerinde, işkencehanelerde çürüyerek geçirmiş olduklarını düşündükçe aklıma getirmek istemiyorum.)
12 Eylül’ün üzerinden daha bir ay geçmeden idam sehpaları kurulmuştu. Yüzbinlerce genç, cezaevlerinde senelerce hakim yüzü görmeden yatmıştı, onbinlercesi işkencelerden geçti, işkence tezgahından kalkamayanlar oldu.
KAYIP KUŞAKLAR
Bizler bunları yaşamadık, ama bizim kuşaklar da 12 Eylül rejiminin çerçevesini çizdiği toplumsal siyasal koşullarda okumak ve büyümek zorunda kaldı.
1985’te üniversiteye girdiğimizde Türkiye’nin üzerinden tam manasıyla bir buldozer geçmişti. Ezilmiş, sindirilmiş, korkutulmuş, üzerine adeta deli gömleği giydirilmiş bir Türkiye vardı artık. Denilebilir ki, 12 Eylül’ün Türkiye’ye vurduğu asıl darbe toplum, siyaset ve kültür hayatının iğdiş edilmesi oldu. Bir kuşak hapishanelerde erirken, bir sonraki de çoraklaştırılmış bir toprakta nefes almaya, hayata tutunmaya çalıştı.
12 Eylül kuşağı bir ‘kayıp kuşak’ oldu.
Biz 12 Eylül’de yapılacak referandumu, ‘darbeyle hesaplaşma’ olarak görmüyoruz. O kadar basit değil. Darbelerle böyle hesaplaşılmaz. Nasıl hesaplaşıldığını merak edenler, İspanya, Portekiz, Yunanistan örneklerine baksın.
Ama yine de 12 Eylül 2010’da yapılacak referandumda ‘hayır’ diyeceğiz diye ortaya çıkan ‘siyasetçi’yi, ‘aydın’ı, ‘sendikacı’yı görünce insanın ülkeye olan inancı kayboluyor, içi kararıyor. ‘Neden hayır diyeceksiniz’ sorusuna cevap veremiyor, gevelemeye başlıyorlar.
Veremezler de!
Hükümet ile kavganız olabilir, ama bu referandumda ‘hayır’ oyu vermek 12 Eylül’e ‘evet’ demektir. 12 Eylül’e ‘evet’ demek de öyle basit bir ‘vebâl’ değildir hani.
Allah affetsin, ne diyelim.
Gürkan ZENGİN
zengingurkan@gmail.com

Bu makale toplam 996 defa okundu.
TARİH'E TAKILIMAYIP MAKUS TALİHİ YENMEK DE VAR 'HAYIR'
ziyaretçi
12 Eylül Referandum Maddeleri
Kayıt: 26 Eyl 2009, 22:32
Mesajlar: 475
Konum: Türkiye
Referandumda neler oylanacak?
Referanduma gidecek olan Anayasa paketinin içeriğinde özetle şunlar yer alıyor;
MADDE 1: Pozitif ayrımcılığın kapsamı genişletiliyor. Anayasa'nın 10. maddesine "Çocuklar, yaşlılar ve özürlüler ile harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz." ibaresi ekleniyor.
MADDE 2: Herkes kendisi ile ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahip olacak. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızası ile işlenebilecek.
MADDE 3: Anayasa'nın 'Seyahat Hürriyeti' başlıklı 23. maddesine, "vatandaşın yurtdışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle ve hâkim kararına bağlı olarak sınırlandırılabilecek." ifadesi ekleniyor.
MADDE 4: Çocukların korunmasına yönelik yeni düzenleme getiriyor. Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça ana ve babası ile kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahip olacak. Devlet, her türlü istismara karşı, çocukları koruyucu tedbirleri alacak.
MADDE 5: Bir kişinin aynı zamanda ve aynı işkolunda birden fazla sendikaya üye olmasının yolunu açıyor.
MADDE 6: Memurlara ve diğer kamu görevlilerine toplu sözleşme yapma hakkı tanınıyor.
MADDE 7: Grev esnasında greve katılan işçilerin ve sendikanın kasıtlı veya kusurlu hareketleri sonucu grev uygulanan işyerinde sebep oldukları maddi zarardan sendikanın sorumlu tutulmasını öngörüyor. Siyasi amaçlı grev ve lokavt, genel grev ve lokavt, işyeri işgali, iş yavaşlatma ve diğer direnişlere ilişkin yasaklar kaldırılıyor.
MADDE 8 : (330 kabul oyuna ulaşamadığı için tekliften düştü.) Siyasi partilerin kapatılmasını Meclis'in iznine bağlıyordu.
MADDE 9: Kamu denetçiliği (ombudsman) kurumu oluşturuluyor.
MADDE 10: Milletvekilliğinin düşürülmesi uygulamasını kaldırıyor.
MADDE 11: Başkanlık Divanı 2. devre dönemin sonuna kadar görev yapacak.
MADDE 12: Yüksek Askeri Şura'nın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç, her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açılıyor.
MADDE 13: Anayasa'nın 128. maddesine memurlara tanınacak olan 'toplu sözleşme hakkı' yansıtılıyor.
MADDE 14: Memurlara yönelik uyarma ve kınama cezaları yargı denetimine açılıyor.
MADDE 15: Adalet hizmetleri ile savcıların idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığı'nca denetimi, adalet müfettişleri ile hakim ve savcı mesleğinden olan iç denetçiler; araştırma, inceleme ve soruşturma işlemleri ise adalet müfettişleri eliyle yapılacak.
MADDE 16: Askeri yargının görev alanı yeniden belirleniyor. Buna göre, askeri mahkemeler, asker kişiler tarafından işlenen askeri suçlar ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli olacak. Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve düzenin işleyişine karşı suçlara ait davalar her durumda adliye mahkemelerinde görülecek. Siviller, savaş hali dışında askeri mahkemelerde yargılanamayacak.
MADDE 17: Anayasa Mahkemesi'nin yapısı yeniden düzenleniyor. Anayasa Mahkemesi 17 asıl üyeden oluşacak. 3 üyesini Meclis seçecek.
MADDE 18: Anayasa Mahkemesi üyelerinin görev süresine limit getiriliyor. Üyeler, 12 yıl için seçilecek. Bir kişi 2 defa üyeliğe seçilemeyecek.
MADDE 19: Anayasa Mahkemesi'ne kişisel başvuru hakkı tanınıyor. Meclis başkanı, genelkurmay başkanı, kuvvet komutanları ile jandarma genel komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayı Yüce Divan'da yargılanacak.
MADDE 20: Anayasa Mahkemesi iki bölüm ve genel kurul halinde çalışacak.
MADDE 21: Askerî Yargıtay üyelerinin disiplin ve özlük işlerinde askerlik hizmetinin gereklerine bakılmayacak. Bunun için hâkimlik teminatı esasları dikkate alınacak.
MADDE 22: Askerî Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri için de hâkimlik teminatı getiriliyor.
MADDE 23: Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) yapısı değiştiriliyor. Bu kapsamda, halen 7 olan HSYK'nın üye sayısı 22'ye çıkarılacak. Adalet bakanı olmaya devam edecek.
MADDE 24: 'Ekonomik ve Sosyal Konsey' Anayasa kapsamına alınıyor.
MADDE 25: 12 Eylül darbecilerine yargı yolu açılıyor. Anayasa'nın, 12 Eylül dönemindeki Milli Güvenlik Konseyi üyeleri ile bu dönemde kurulan hükümetler ve Danışma Meclisi'nde görev alanların yargılanmasını önleyen geçici 15. maddesi yürürlükten kaldırılıyor.
MADDE 26: Üç geçici maddeden oluşan çerçeve madde, Anayasa Mahkemesi ve HSYK'nın yapısıyla ilgili geçici düzenlemeleri içeriyor. Parti kapatmalarla ilgili geçici düzenleme ise 8. maddenin düşmesi çerçevesinde yeterli oyu alamayarak paketten çıktı.
Kaynak: beyazgazete.com
Tartışılan 2 madde var,
MADDE 146
Eski hali :
Anayasa Mahkemesi onbir asıl ve dört yedek üyeden kurulur. Cumhurbaşkanı, iki asıl ve iki yedek üyeyi Yargıtay, iki asıl ve bir yedek üyeyi Danıştay, birer asıl üyeyi Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurullarınca kendi Başkan ve üyeleri arasından üye tamsayılarının salt çoğunluğu ile her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; bir asıl üyeyi ise Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri içinden göstereceği üç aday arasından; üç asıl ve bir yedek üyeyi üst kademe yöneticileri ile avukatlar arasından seçer.
Teklif Edilen Yeni Hali :
Anayasa Mahkemesi onyedi üyeden kurulur.
Türkiye Büyük Millet Meclisi; iki üyeyi Sayıştay Genel Kurulunun kendi başkan ve üyeleri arasından, her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden, bir üyeyi ise baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday içinden yapacağı gizli oylamayla seçer. Türkiye Büyük Millet Meclisinde yapılacak bu seçimde, her boş üyelik için ilk oylamada üye tam sayısının üçte iki ve ikinci oylamada üye tam sayısının salt çoğunluğu aranır. İkinci oylamada salt çoğunluk sağlanamazsa, bu oylamada en çok oy alan iki aday için üçüncü oylama yapılır; üçüncü oylamada en fazla oy alan aday üye seçilmiş olur.
Cumhurbaşkanı; üç üyeyi Yargıtay, iki üyeyi Danıştay, bir üyeyi Askerî Yargıtay, bir üyeyi Askerî Yüksek İdare Mahkemesi genel kurullarınca kendi başkan ve üyeleri arasından her boş yer için gösterecekleri üçer aday içinden; üç üyeyi Yükseköğretim Kurulunun kendi üyesi olmayan yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri arasından göstereceği üçer aday içinden; dört üyeyi üst kademe yöneticileri, serbest avukatlar, birinci sınıf hâkim ve savcılar ile Anayasa Mahkemesi raportörleri arasından seçer.
Yargıtay, Danıştay, Askerî Yargıtay, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi ve Sayıştay genel kurullarından, Anayasa Mahkemesi üyeliğine aday göstermek için yapılacak seçimlerde, her boş üyelik için, bir üye ancak bir aday için oy kullanabilir; en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır. Baro başkanlarının serbest avukatlar arasından gösterecekleri üç aday için yapılacak seçimde de her bir baro başkanı ancak bir aday için oy kullanabilir ve en fazla oy alan üç kişi aday gösterilmiş sayılır.
Özetliyorum :
Eski durum
“Anayasa Mahkemesi 11 üyedir, 7 üyeyi yargı kendisi seçip cumhurbaşkanı onaylar, 1 üyeyi yök seçip cumhurbaşkanı onaylar, 3 üyeyi de cumhurbaşkanın tamamen kendi takdiriyle seçer.”
Yani mahkemenin 7 üyesini yargının kendisi seçer, 4 üyesini de siyaset cumhurbaşkanı ve yök eliyle seçer. Bu noktada kimse cumhurbaşkanı ve yökün siyasi iradeyi temsil etmediklerini iddia etmeyecektir umarım.
Yeni durum
“Anayasa Mahkemesi 17 üyedir, 7 üyeyi yargı kendisi seçip cumhurbaşkanı onaylar, 3 üyeyi yök seçip cumhurbaşkanı onaylar, 3 üyeyi de meclis seçer, 4 üyeyi de cumhurbaşkanın tamamen kendi takdiriyle seçer.”
Yani mahkemenin 7 üyesini yargının kendisi seçer, 10 üyesini de siyaset meclis cumhurbaşkanı ve yök eliyle seçer. Bu noktada kimse cumhurbaşkanı ve yökün siyasi iradeyi temsil etmediklerini iddia etmeyecektir umarım. Mecliste de tüm siyasi partilerin temsili oranında değil de iktidarın üyeleri belirleyeceğini kesindir.
........
MADDE 159
Eski hali :
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.
Kurulun Başkanı, Adalet Bakanıdır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir. Kurulun üç asıl ve üç yedek üyesi Yargıtay Genel Kurulunun, iki asıl ve iki yedek üyesi Danıştay Genel Kurulunun kendi üyeleri arasından, her üyelik için gösterecekleri üçer aday içinden Cumhurbaşkanınca, dört yıl için seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilirler. Kurul, seçimle gelen asıl üyeleri arasından bir başkanvekili seçer.
Teklif Edilen Yeni Hali :
Adalet Bakanı, Kurulun Başkanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kurulun tabiî üyesidir.
Kurulun üç daire ve Genel Kurul şeklinde çalışması öngörülmektedir. Kurul üyelerin geldiği kaynaklar çeşitlendirilmektedir. Bu bağlamda, Kurul üyelerinden dördü, yükseköğretim kurumlarının hukuk, iktisat ve siyasal bilimler dallarında görev yapan öğretim üyeleri, üst kademe yöneticileri ve avukatlar arasından Cumhurbaşkanınca doğrudan seçilecektir. Bundan başka Kurulun;
Üç asıl ve iki yedek üyesi, Yargıtay üyeleri arasından, Yargıtay Genel Kurulu tarafından,
Bir asıl ve bir yedek üyesi, Danıştay üyeleri arasından, Danıştay Genel Kurulu tarafından,
Bir asıl ve bir yedek üyesi, Türkiye Adalet Akademisi Genel Kurulu üyeleri arasından, Akademi Genel Kurulu tarafından,
Yedi asıl ve dört yedek üyesi, birinci sınıf adlî yargı hâkim ve savcıları arasından, tüm adlî yargı hâkim ve savcıları tarafından,
Üç asıl ve iki yedek üyesi ise, birinci sınıf idarî yargı hâkim ve savcıları arasından, tüm idarî yargı hâkim ve savcıları tarafından,seçilecektir.[/i]
Özetliyorum :
Eski durum
“HSYK 7 üyedir, 5 üyeyi yargı kendisi seçip cumhurbaşkanı onaylar, 2 üye de doğrudan siyasilerdir, Bakan bizzat kurulun başkanı, müsteşar üyesidir”
Yani mahkemenin 5 üyesini yargının kendisi seçer, sadece 2 üyesini siyasi olduğu görülse de Bakan’ın kurul başkan olması kurulun tüm kararlarını doğrudan etkiler.
Yeni durum
“HSYK 21 üyedir, 4 üyeyi yargı kendisi seçip cumhurbaşkanı onaylar, 10 üyeyi cumhurbaşkanı doğrudan hakimler arasından 4 üyeyi akademisyenler arasından 1 üyeyi de T.A.A. içinden seçer, 2 üye de doğrudan siyasilerdir. Bakan Başkanlık yapar.”
Yani mahkemenin 4 üyesini yargının kendisi seçer, 17 üyenin de cumhurbaşkanı tarafından nasıl seçileceği meçhuldür.
........
Durum bu,
Tartışmanın kritik noktası burası, tartışılacaksa da bu değişikliğin tartışılması lazım. Yoksa diğer maddelere diğer partiler zaten karşı değiller. Kadınlara pozitif ayrımcılık vs demek biraz ucuz siyaset bence.
Bence bu madde değişikliği mahkemeyi siyasetin güdümüne sokar. Yargı, olabildiğince siyasetten uzak tutulmalıdır. Bağımsız olunca verdiği kararlar hoşumuza gitse de gitmese de yargı bağımsızlığı olmazsa olmazdır.
Eleştirenler de genelde şöyle diyor : Mahkemeler de beşeri kurumlardır, milletin iradesine göre şekillenmelidir.
Bu düşünceyi yanlış buluyorum. çünkü, yargı kurumları hukuka göre karar verir/vermelidir. Aksi durumda, bir kasabada cinayet işlendiğinde en nefret edilen kişi katil olacaktır yada sevilen bir kişinin cinayet işleyebileceği görmezden gelinecektir. Yargının görevi toplumun nabzına göre değil somut delillere ve vicdanına göre katili bulup cezasını vermektir.
31 Temmuz 2010 Cumartesi Saat 21:23